Bu yazımızda askerlik hizmeti sırasında meydana gelen ölüm ve yaralanma olayları nedeniyle açılabilecek tazminat davaları hakkında genel bir bilgi verilmiştir.
Anayasanın 125. maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazminle yükümlüdür. Bu düzenleme ile idarenin sorumluluğu anayasal bir prensibi olarak kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunda hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanılır. Genel olarak idarenin tazmin sorumluluğundan söz edilebilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir olması, zarar ile eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Bu hususların varlığı her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Askeri hizmetle ilgili idari eylemlerden doğan zararların tazmini davaları “genel olarak” 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre idare mahkemelerinde görülür. Ancak, bu genel kuralın bazı istisnaları da mevcuttur. Örneğin; askeri araçların neden olduğu trafik kazalarından dolayı, gerek yaralanma, gerekse ölüm halinde açılacak davalar genel hükümlere ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu esaslarına göre adli yargıda görülür.
İdari yargıda açılacak tazminat/tam yargı davalarında dava açma süresi çok önemlidir. Zarar konusu olay ölüm ise; ölenin yakınlarının ölüm tarihinden itibaren 1 yıl içinde, yaralanma ise kesin işlem rapor onay tarihinden itibaren 1 yıl içinde idareye başvurmaları, bu başvuruların reddi üzerine 60 gün içinde dava açmaları gerekir. Şayet idare bu başvuruya 30 gün içinde bir cevap vermez ise, dava 30 günlük sürenin bitmesinden itibaren 60 gün içinde açılmalıdır. Bu kısımda açıklanan 1 yıllık ve 60 günlük dava açma süreleri ile ilgili açıklamalarımız çok “genel mahiyette” olup, bu süreler olaya, sebebe, tedavi sürecine, zararın ve zarara neden olan failin vb… hususların öğrenilmesine göre farklılık gösterebilir. Bu nedenle söz konusu süreler her olayın özelliğine göre hesaplanması gerekir.
Askeri araçların tek taraflı olarak neden olduğu veya başka araçlarla karıştığı trafik kazalarında ortaya çıkan, ölüm ve bedensel zararların tazmini ile ilgili davalar genel adli yargıda açılacağından, bu hallerdeki dava açma süreleri tamamıyla farklıdır. Bu husus diğer makalelerimzde açıkanmıştır.
Sağlık kurumlarında hatalı teşhis ve tedaviden kaynaklanan ölüm ve sakatlıklar nedeniyle açılacak tazminat davalarının, ilgili sağlık kuruluşunun özel hukuk tüzel kişisi veya kamu kuruluşu olmasına göre adli veya idari yargıda açılması gerekir.
Zarara neden olan kamu görevlilerinin doğrudan şahsına karşı tazminat davası açılması hususunda genel olarak şunları belirtmekte yarar vardır: Kamu personelinin sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler başta TC. Anayasası’nın 129. maddesinde ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yer almaktadır. Anayasa’nın 129/5 maddesinde; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” hükmü yer almaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinde yer alan düzenlemeyle de; kişilerin kamu hukukuna tâbi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları hususu düzenlenmiştir.
Yargıtay kararlarına göre, kamu görevlisinin görevi sırasında hizmet araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemleri nedeniyle oluşacak zararların tazmini için açılacak davaların idare aleyhine açılması gerekir. Bu kararlarda; eylemin kasten veya ihmalen işlenmesine, kamu görevlisinin kişisel kusurunun olup olmamasına, kusurun kasti suç niteliği taşımasına, kamu görevlisinin ceza mahkemesinde yargılanmasına, hatta ceza almasına dahi bakılmaksızın bu tür davaların idare aleyhine açılmasının gerekeceği vurgulanmıştır. Bu kararlara göre; kişilerin uğradığı zararla, zarara sebebiyet veren kamu personelinin yürüttüğü görev arasında herhangi bir ilişki kurulabiliyorsa görevle ilgili bir durumun varlığını kabul etmek gerekecek, eylemin kasten veya ihmalen işlenmesine bakılmaksızın, kamu personelinin hizmetten ayrılamayan eylemlerinden doğan zararların tazminine ilişkin davalar ancak idare aleyhine ve idari yargıda açılacaktır. İdarenin ödediği tazminatı kusurlu kamu görevlisine rücu hakkı doğal olarak saklıdır.
Tazminat davalarında sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler zararların belirlenmesinde gözetilmemelidir. Zira, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre; destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacak, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemeyecek, zarar veya tazminattan indirilemeyecektir. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacaktır. Ancak, 2330 sayılı kanun kapsamında nakdi tazminat ödenecek olursa, ödenecek nakdi tazminat miktarı tazminat davasında hükmedilecek maddi tazminattan indirilecek, kalan kısmın ödenmesine karar verilecektir. Ancak, bu konuda adli ve idari yargı birimleri arasında görüş ve içtihat farklılıkları bulunmaktadır. Bu sebeple her olayın özelliğine göre konuyu incelemek gerekir.
